İnsan tecrübeleriyle yol alır. Bunun hem bir zenginliği, hem de bir handikapı var. Zenginlik; çünkü insan yaşadıklarının toplamıdır, ne kadar ve ne yaşadığını kişiliğinde, ellerinde, gözlerinde, yüreğinde, yüzündeki çizgilerde ve sesinde taşır, ya bunun hamallığını yapar ya da bir taç gibi başında, bir madalya gibi boynunda taşır, gururla.
İnsan yaşadıklarının sonucu olarak, daha temkinli, daha korkak, daha çekingen, daha küskün olabilir, içine kapanabilir, hatta yok olmak isteyebilir. Çünkü içinden geçilen dehlizler yorar, yok olarak yaşanmışlıkları yok edeceğini düşünür, kaçar. Oysa kaçtığı kendisidir, oysa kaçtığı her şey insanı takip eder ve insan kaçtığı zaman kendi olarak kalamaz, yaşayamaz; kendini yaşayıp, kendini gerçekleştiremez; bu da başkası olarak ve başkalarının hayatını yaşamak demektir, özgünlükten uzak, taklit demektir, adına yaşamak den(e)mez.
Birileri kendini koruma çabanı suistimal mı ediyor, birileri basiretsizce saflıkla mı suçluyor seni, varsın olsun! İnsan kendinde olmayanı, olmadığı şeyi anlamıyor! Hiç kimse ve hiçbir yara kendinden ve değerlerinden vazgeçme sebebi olmamalı…
Tecrübeleri saygıyla alıp cebine koyarak, yolda kalmalı; hayallere, düşlere, iyiliğe, güzelliğe ve illa ki de insana inanmaya devam ederek; çünkü insan olma yolculuğu bunu gerektirir!
“Hayat kısa” hayat sandığımızdan da kısa…
“gemliğe doğru
denizi göreceksin
sakın şaşırma”
lakin aramaya
inanmayan
gemliği de
göremeyebilir!…
Canan Kayışlı

