Okuduğunu anlamayanlar, anladığını sananlar, daha da trajik olanı ise okumuş gibi yapanlar…Okuduğunu anlamayanların, kapasitesi bu kadar diyerek “idare” edilmesi ne kadar normal ise, beyin kapasitesi Ekber insanlardan anlamayı, anlaşılmayı beklemek o kadar zaruri; öyle sanıyordum, bir sanrıM daha tecrübeyle sabit diyerek “çürüdü”. Kalple beyin arasında bağlantısı olmayan görmezmiş, anlamazmış, kalbinin yerini unutanın durumu ise daha vahim! En kötüsü ise, kalbini köreltenler ya da kalbi körelenler! Çünkü kalp miyokardları kullanılmayınca, kendine dev aynasından bakınca ve hep bana rabenna deyince sönüyor, küsüyor ve uyuyor!
Birilerine acımanın kibir olduğunu biliyorum, tüm kibir ve mağruriyetimle diyorum ki: “onlara/size” acıyoruM!
Enn ihtiyacım olduğu zamanlarda, bana kör, sağır ve lal olan ve hatta arkadan iş çevirerek, zor zamanlarımı daha da ağırlaştıran, zorlaştıran, bana “bu şehrin en tenha yeri kalbimdir şimdi”
dedirten “dostların” bunu yapma nedenlerini, niçinlerini şimdi çok daha iyi anlıyorum.Kalbinizden ne kadar uzağa düşmüşsünüz meğer, hatta onu bulamayacak kadar. Ama bir müjdem var, “hakkeden” önünde sonunda kalbine dönüyor, hayat seni ona götürüyor; öyle bir olasılık, şans ve hediye veriliyorsa sana, sarıl ona, af dile ondan ve kendinden. Nasıl ki “Ölümden öte köy yok”sa,
insanı kâmil olmaya götüren yol kendini, kalbine kanıtlamaktan geçiyor, yap! Diğerleri için ise çok geç, şairin
“Kim ki ateşe verir
hayatı, Tanrı da onların
kalplerine soğukluk verir!” dediği yerde kalır onlar… Onursuzca saplamaya çalıştıkları her şey, kelime bile çığ olur, büyür, bumerang olur. O zamanlarda size de “Geçmiş olsun” ya da geçmemiş olsun, yeni “yollarda” hayırlı işler dileriZ.
Bunun için yolda kalanlar, yolda olanları anlamaz. Kalbinin sesini ve sözünü duyanlara, “daim ve kaim olsun”
Hamiş: ne acıdır ki, herkes başkasının acısına, bir kerevitin ucuna, her an kalkacak gibi, ilişerek oturan misafir!
Canan Kayışlı

