Söylenen her söze inanmak gibi bir saflíğım
var/mış! Ağızdan çıkan her sözün özden geldiğini, mühür olduğunu, insanın sözünün arkasında, yanında durduğunu sanırdım.
Açım diyen insanın ekmeğinin, param yok diye sızlananın “malının” olmadığını, her şikayetin gerçek, her suskunluğu çığlık, her isyanı çözüm arayışı sanırdım.
Kendini dost addedenin lokmasını ve hatta her fazlasını dostuyla paylaştığını, yanıbaşındaki çaresizliğe çare olduğunu, herkesin birbirine verecek bir “şeyi” olduğunu, hayatın alış veriş değil, veriş alış olduğunu sanırdım.
İnsanların konuşa konuşa anlaştığını, çözümsüzlüğün çözüm olmadığını, bir elin, bir omuzun, bir sözün, bir nefesin cansuyu olabildiğini ve bunu herkesin gördüğünü, herkesin canhıraş düşeni kaldırdığını, ‘biteni” bitmiş görüneni sarıp sarmalayıp yeşerttiğini sanırdım.
” Ya medet” diyene deva, “yaram sızlıyor” diyene ilaç olmayı/bulmayı, “çok mutluyum” diyene hep mutlu ol diyerek bunu arttırmaya çalışmayı insan olmanın gereği ve herkese ait bir meleke sanırdım….
(Sevginin emek ve şifa olduğunu, insanın bu duyguyu DA kullanmadığını, şerefsizlik, kahpelik ve o… kelimelerin iyi insanların yanına yaklaşmayan, sadece sözlükte geçen kelimeler olduğunu sanırdım. Aile, arkadaş, dost, sevgili, eş gibi kavramların “kutsal” olduğunu, cinsel/fiziksel/ruhsal kimsenin kimseye “yan gözle” bile bakmadığını sanırdım. Yalanın pembe, mavi, sarı renklerinin olmadığını, büyük küçük demeden, yalanın kötü ve yetişkinlerin başvurmadığı “karanlık bir merci” sanırdım.)*
Büyümek kirlenmekmiş de maalesef, her tarafının yalan, dolan, riyakârlık, bencillik, kibir çamuruna bulanması da demekmiş büyümek ve ben büyüyememişim, anladım ki büyümek de istemiyorum.
Kirlenmek güzeldir! Ama can yakmadan, ama hak yemeden, ama başkasının sınırlarına girmeden, kendini yaşamak ve kayırmak uğruna kirlenmek “güzeldir”! Ama eğer……!!!
Canan Kayışlı 20/09/2020
(Art: Martina Ehrenborg)
*Bu paragr8 2022’de eklendi.

