Waterloo Palace Londra’nın en yoğun ve hareketli noktalarından biri olarak, geçtiğimiz günlerde bir heykele ev sahipliği yaptı. Sokak sanatının gizemli ismi Banksy, bu kez bir duvar yerine, şehrin tarihi anıtlarla çevrili görkemli meydanını tuval olarak seçti.
Ortaya çıkan eserde, takım elbiseli bir figür, kaidesi üzerinde, kararlı adımlarla ilerler gibi görünüyor. Ancak elinde tuttuğu devasa bayrak, yüzünü tamamen örterek görüşünü kapatıyor. Bu kör ilerleyiş, figürü kaçınılmaz bir sona sürüklüyor: Önünde ne olduğunu göremeden, her an podyumdan aşağıya, bir boşluğa adım atmak üzere.
Banksy’nin eserleri çoğu zaman yalnızca estetik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda izleyiciyi/insanı düşünmeye zorlayan politik ve toplumsal göndermeler de içeriyor. Westminster’daki bu heykel de, körleştirici bir vatanseverliğe karşı güçlü bir uyarı olarak okunabilir.

Bence burada José Saramago’nun Körlük adlı eseriyle kurulan bir paralellik var. Saramago, körlük romanında görme yetisinin kaybını, yalnızca fiziksel bir eksiklik olarak ele almaz; aynı zamanda insanın ahlaki ve duygusal çözülüşünü de gözler önüne serer. Ona göre asıl tehlike, gözleri gördüğü halde, gerçeğe kör kalan insanlardır.
Banksy’nin figürü de tam da bunu anlatıyor. Görüyor gibi ilerleyen, ancak aslında önünü tamamen yitirmiş bir insan. Kendi taşıdığı bayrağın ardına saklanırken, gerçeği de kendinden bile gizleyen ya da gizlediğini sanan bir figür…
Bunun bir adı milliyetçilik, faşizmse diğer adı da, kibir ve mağruriyet mi acaba?
Kibir ve mağruriyet de benzer bir körlük yaratır. Kendi sesinden başka hiçbir şeyi duymayan insan, özeleştiri yapamadığı için hatalarını da fark edemez. Hepimizde bir miktar kibir vardır, hatta bir parça narsisizm de. Ancak belirleyici olan, bunun farkına varabilmek ve onu törpüleyebilmektir. Çünkü kibir, insanı kalabalıklar içinde ıssızlığa sürükler; yalnızlıktan farklı olarak, içsel bir tenhalığa mahkûm eder.
Seçilmeyen bir yalnızlık ve ıssızlık!
Belki de hem Saramago’nun, hem de Banksy’nin işaret ettiği ortak gerçek şudur: Asıl mesele gözlerin görmesi değil, insanın gerçekten görebilmesidir. Ruhunun, gönlünün ve kalbinin görmesi …
“Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük.” “Gören körler mi?” “Gördüğü halde görmeyen körler.”
Ve insanlar…
“Gözlerini kaybettiklerinde değil, vicdanlarını kaybettiklerinde körleşir.”


Yorum bırakın